15 Nisan 2015 Çarşamba

BALA (Azeri Şiir)

Titreyerek almıştım seni ilk kucağıma
Menim için en büyük nimettin sen bala
canın canımnanıydı; ganın ganımnan;
Senin gözünden bahırdım artık dünyaya...

Her günün bir sevinç her günün bir heyecan
Her gülüşün gatırdı mene yeni bir can
Ne can bele şirin olabiler ne de canan,
Emelim, arzum, servetimdin balacan.

Sen başladın ha birinci sınıfa
elebil mende yeni başladım okula
Sanki senle öğrendim ohumayı, yazmayı
Her sınavda sen gibi heyecanlanmayı

Ortaokul, lise, üniversite
Dediler okul bitti haydi askere
İçimde hem gurur hem de bir hüzün
Ruhumu gopardıp götürdüler o gün!

Artık mene ne yuhu var ne yatmak,
Elebil bir zulumdu o yatağa uzanmak!
Ne gündüzüm gündüzdü ne gecem gece
Seniydin mene alemdeki tek hece!

Haberin geldi birgün dediler şehit oldu
Elebil o an bütün dünyam durdu
Eş dost toplanıp başın sağolsun dediler
Al bayraklı tabutunu gömüp gettiler

Başın sağolsun demek nece golayıymış
Heç demirlerki ahır bu bir anaymış
sen gettin menim başım heç sağolmasın
Sensiz bu dünya dursun heç dolanmasın!

Sennen örgenmiştim sevgiyi yaşamağı
Sennen tek tek çıhmıştım ömrün basamağını
İndi sennen örgendim acıyı, ağlamağı
Gene sennen örgendim hep geçmişte galmağı

Al tabutu görende gelbim daha atmadı
Balama değen kurşun niye mene çatmadı?!
Allah ömrümü alıp onunkine gatmadı,
O torpahda sen değil, niye anan yatmadı!

Bilmeziydim analık bele çetin işiymiş
Bu dünyada bala herşeyden şiriniymiş
İndi sen ordan bahırsanmı anana?
Yazzığam yeter artık, çağır meni yanına

ZEYNEP AYGÜN

10 Nisan 2015 Cuma

Zengin Doğuyoruz Zaten :)

Kadının biri, cömert olduğu söylenen yaşlı bir bilgeye gidip:

- Bu şehirde benden fakir insan yok!. demiş. Bana biraz yardım eder misiniz?

Bilge adam, kadının kucağındaki bebeğin bir ipeği andıran yanaklarını okşayıp öptükten sonra:

- Demek fakirsin!. demiş. Hem de çok fakir. Ama karşılıksız yardım yapmak, âdetim değil!. Eğer yardım istiyorsan, çocuğunun parmağını satman gerekir..

Kadın, önce deli olduğunu sanmış bilgenin. Daha sonra da, kötü bir şaka yaptığını... Ama adam ciddî görünüyormuş.

Kadına bir kese altın uzatıp:
- Ayak parmağına da razıyım!. demiş. Zaten cerrah olduğumdan, ona acı çektirmem
Kadın, bütün kanını donduran bu teklif üzerine kaçmayı düşünürken, adam:
- Sadece tırnağını söksem de olur! diye devam etmiş. Biliyorsun zamanla yenisi çıkar.


Kadın, bu ruh hastasına daha fazla dayanamamış. Ve kapıyı çarpıp uzaklaşırken, adam onun arkasından:
- Nasıl bir fakir olduğunu anlayamadım!. diye bağırmış. Kucağındaki hazinenin tırnak kadar bir parçasını, bir kese altına değişmiyorsun!



---------Bazen o kadar başka şeylere yoğunlaşır ,kafamızdan sürekli olarak o düşünceleri geçiririz ki, elimizde var olan zenginliklerin farkında bile olmayız.
Sağlık gibi. Evlat gibi. Ana baba,kardeş gibi.----------



*Hikaye alıntıdır.

Sorunlu Aileler !!!

İki hafta önce bir kağıdın üzerine şöyle bir yazı yazıp evimin penceresine yapıştırdım: 

"Maddi Durumu Yetersiz Öğrencilere Ücretsiz Matematik, Türkçe, İngilizce ve Sınava Hazırlık dersleri verilir." 


Evlenmeden önce eşimle mahallenin çocuklarına ücretsiz dersler vermeyi planlamıştık. Evleneli yaklaşık 4 ay oldu, hafta içi çalıştığımız için hafta sonları ders verebiliriz diye düşündüm ve hemen uygulamaya karar verdim. İrtibat numarası olarak da eşimin numarasını yazdım. Sabah 08:00'da yazdığım yazıyı gören bir komşumuz (komşumuz olduğunu yeni öğrendiğim komşumuz) eşimi aramış ve 5. sınıfa giden bir oğlu olduğunu, tüm derslerinin 0 (sıfır, bildiğimiz sıfır) olduğunu söylemiş ve ders çalıştırmamız için rica etmiş. Basit bir tembel öğrenci vakası gibi gözüktü bana. İlk öğrencim olma sebebiyle hevesle arayıp akşam eve davet ettim tanışmak için. Hemen 5. sınıf konularını gözden geçirip ufak bi hazırlık yaptım, zaten sayısal öğrencisi olduğum için hep matematiğin içindeydim. Artık hazırdım, teker teker gelsinler, dedim içimden :)

Maceram Başladı..!

Beklenen saat geldi çattı, komşum ve 2 oğlu (birisi iki yaşında) geldiler evimize. Annesi ev hanımı, babası çaycı olarak çalışıyor. Evleri kira, kıt kanaat geçiniyorlar. Annesi sürekli şikayetçi bir tavırla konuşuyor, çocuklarından, kocasından, kayınvalidesinden ve genel olarak hayatından şikayetçi. Çocuğun durumunu sorarsanız, 5. sınıfa gelene kadar ailesi tanıdık öğretmenlere rica ederek, yalvararak sınıfta kalması engellenmiş. Ve dedikleri gibi dersleri genel olarak zayıf (beden eğitimi, resim ve müzik hariç). Küçük olan çocuğu ise çok hırçın, sağa sola saldırıyor, annesini dövüyor, annesi de onu... Annesi her iki çocuğunu da dövüyor çünkü babası da annesini dövüyor, çocuklar da gücü yettiğince annesine vuruyorlar, yetmeyince kapılara pencerelere.. Vesselam, ben ders anlatmaya hazırlanırken kendimi birdenbire bir aile faciasının içinde buldum.
Efenim, bu arada benden eğitim bekliyorlar tabi. Öncelikle yanlış yere geldiklerini, bir psikologa görünmeleri gerektiğini söyledim, içimden tabii.. Mahallenin aile işlerine bakan biri gibi hissettirdiler bana. Size tavsiyem bu tür ailevi konularda bilginiz ve yetkiniz yoksa konuya dahil olmaktan, akıl hocalığı yapmaktan kaçının, çünkü olayın en uzağındaki kişi olduğunuz halde en olmadık yerde bulabilirsiniz kendinizi, aman diyim!

Ben verdiğim söze sadık kalarak öğrenciye ders anlatmaya başladım, aileden de destek olmalarını istedim ama çabamın nafile olduğunu sık sık görüyorum.


Yapmayın, Etmeyin!

Çocuğunuzu başkalarından sakındığınız kadar, kendinizden de sakının! Dayağınızdan, kötü sözlerinizden, içkinizden, sigaranızdan sakının! İnsanoğlunun kendi çocuğuna verdiği zararı, bir millet toplansa bile veremiyor, ne garip..?

"Allah hiç kimseyi merhametsizlerin 'merhametine' terk etmesin!"


A Ş K N E D İ R . ?

A ş k   n e d i r ?
Okyanus olup coşmak mı?
Yüksek dağları bir bir aşmak mı?
Yoksa umutsuzca birinin peşinden koşmak mı?
 
A ş k   n e d i r ?
Hayallerde yaşamak mı bazı şeyleri?
Yoksa hayalleri yaşamak mı?
Ya da yaşamak mı sevgiyi,  heyecanı,  gülüşleri?
 
A ş k   n e d i r ?
Kovalanmak için kaçmak mı?
Kendine birinin hayatında yer açmak mı?
Yoksa birinin kalbinde yara açmak mı?
Ya da anlamsızca saçmalamak mı aşk?
 
A ş k   n e d i r ?
Sokaklarda el ele tutuşmak mı?
Sahilde diz dize oturup,  göz göze bakmak mı mesela?
Ya da gözden uzak olduğu halde gönülde en büyük yeri tutmak mı?
 
A ş k   n e d i r ?
Söylenmeyen iki kelimeden ibaret mi?
Ya da konuşmadan anlatabilmek mi bazı şeyleri?
 
N e d i r   s ö y l e s e n e   a ş k ?
Bir şarkı,  Bir şiir,  Bir roman mı?
Ya da gözyaşlarınla ağaçlarını suladığın bir orman mı?
Yoksa hislerini bildiğin halde peşinden koşmasını beklemek yerine,
Bir kaç cümleyle hal hatır sorman mı aşk?
 
Sence aşk gözü karalık mı?
Gönlü yaralılık mı?
Yoksa sana göre sevgi beş paralık mı?
 
Leyla’nın Mecnun’u çöle düşürmesi mi?
Şirin’in Ferhat’a dağları deldirmesi mi?
Yusuf’un Züleyha’ya parmağını kestirmesi mi?
Yoksa Allah, karşısındakini kendi için sevdirmesi midir?
 
S ö y l e s e n e,   a ş k   n e d i r ?
S ö y l e s e n e,   a ş k   n e d i r  ?

Mehmet TOPAL

18 Şubat 2015 Çarşamba

Karlar yağar...

Dışarıda lapa lapa kar yağıyor... kar tatili verildi çocuklara ve hamilelere :) Hamile indiriminden bende faydalandım hemencik. 12 saatlik bir uyku çektikten sonra eşimle güne uyandık. Uyandığınızda sevdiğiniz insanı yanı başınızda görmenin mutluluğunu bilirsiniz. 12 saat uyumanın mutluluğu da ayrı bir konu tabii :))
Gülhane parkı
Kar manzaraları-1

Gülhane parkı
Kar manzaraları-2
Eşimin Laleli'de bir iş görüşmesi olduğu için istikamet o yönde oldu ve düştük yollara. Mehmet'in elinde kocaman bir fotoğraf makinesi, her gördüğünü çekiyor. Yolları, arabaları, ağaçları, kardan adamları, kedileri ve beni. 
Eminönü
Eminönü
Kardan adam
Kardan Adam-1

Kardan adam
Kardan Adam-2
İstanbul uzun süredir böyle kar görmemişti, tabi Mehmet'te. Laleli'deki iş görüşmesine gittik önce. Çok fazla kadın vardı ortamda, daha kötüsü rus kadınlar vardı!!! Canım sıkıldı, gözlerimden çıkan ateşle yakmak istedim hepsini. Neyse, sakinim şimdi... Güne Gülhane parkında devam ettik. Bir sürü fotoğraf çektik, çekildik, çok üşüdük, ayaklarımız ıslandı, buzlu yollarda kaydık (Hamile olduğum için biraz daha dikkatli davranıyordum elbette). Gülhane parkından sonra Eminönü'ne geçip, oradan yürüdük epeyce. Hedef Ağa Kapısı! Ağa kapısına ulaştığımızda çok yorulmuştum, sanırım eskisi gibi kolay nefes alamıyorum ve adımlarım daha küçük olmalı. Teras kata çıkıp manzaraya karşı oturduk, donmuştuk, ısınmak ne güzel. Mehmet kahve söyledi kendine, ben sahlep. Sonra benim sahlebime ortak oldu, benimkini bitirdikten sonra kendisine de istedi de rahatladık :)
Ağa kapısı
Fotojenik Çay :)

İstanbul kartpostal gibi duruyor karşımızda. Dolayısıyla Mehmet'in elinden hiç düşmüyor fotoğraf makinesi. Ağa kapısından sonra Süleymaniye camii'ne doğru yöneldik, caminin yapılış hikayesini okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Okumadan geçme :)

Süleymaniye Camii
Süleymaniye Camii

Süleymaniye camii'sine doğru yürürken çoraplarımız ıslak, ayaklarımız donuyordu. Camiyi gezip fotoğraflarını çektikten sonra hemen karşısındaki kuru fasulyeciye geçtik, olmazsa olmaz tabii. Karnımızı güzelce doyurduktan namaz kılmak için sıcak bir camiye girdik. Sıcak olması önemli çünkü namazdan sonra çoraplarımı kuruttum caminin elektrikli sobasıyla. Sırf bu yüzden camiden çıkmak istemedik Mehmet'le :)

Camiden sonra dönüş yolunda Vefa semtinden dolaştık, Vezneciler metrosuna bindik, İstanbul'da metro=koltuk yarışı, çok net. Ah İstanbul ahh.. sen nice babayiğitleri rezil edersin metroda, metrobüste, değil mi?

İyi ki kar yağdı, iyi ki tatil oldu. Evlendiğimizden beri (2 aydır) ilk defa böyle güzel bir gezi yapmayı başarabildik. Olsun canım, nasip bugüneymiş demek ki. Hem sevdiğim insan yanımda olduktan sonra bana her gün güzel, her yer cennetten bir köşe. Rabbim onu başımdan, yüreğimden, yanımdan, yamacımdan eksik etmesin..
Ben ve Mehmet :)